12 Eylül 2016 Pazartesi

Thassos

Merhaba;

Size Thassos'a nasıl ulaşılır, nerelerde denize girilir, Aliki Beach'e nasıl gidilir, La Scala'da Bodrum'u aratmayan bir beach ortamı bulunur mu hepsini anlatabilirim. Ama anlatmayacağım. Bunların hepsini başka bloglarda bulacaksınız zatenBen size sadece bir kaç güzel fotoğraf göstereceğim. Bir de nasıl yatıp bulutların üzerimden geçtiğini izlediğimi söyleyeceğim. Bir kaç günlük mutluluk, bir kaç saatlik huzur. 

Hepinize güzel bayramlar dilerim. 






















16 Ağustos 2016 Salı

Almanya Son Gün: Darmstad

Geldik bir yolculuğun daha sonuna ne yazık ki. Bunlar bitsin, yenileri gelsin bence:))Biz bu sene baya tatilsiz kaldık esasında. Çok yorgunuz ey okuyucu.

Almanya'da son günümüz Darmstad'ta geçti. Esasında o kadar küçücük bir şehir ki hakkında ne anlatılır bilemiyorum.

Darmstad'a pazar akşamı varmıştık ve Almanya Pazarını gene yaşadık. Yemek yiyecek yer bulamadık, neredeyse her yer kapalıydı. Otelimiz şehir merkezinin biraz dışındaydı, biz de hayli yorulmuştuk. Belki şehir merkezine gitsek bulurduk tabii. Otelin tavsiye ettiği Alman restaurantı da kapalı çıkınca mecburen açık tek yer olan Va Piano'ya oturduk ve bir pizza yuvarladık. İşin komik yanı o gün Almanya maçı kazandığı için biraların bedava olmasıydı:) 

Sabahleyin otobüsle şehir merkezine indik. Esasında pek de bir yer bilmeden dolaştık diyebilirim. Pazartesi olduğu için etraf hayli tenha görünüyordu ama bence genel olarak tenha bi şehirdi zaten. 

Teknik üniversite Darmstad'ta çok önemli bir yer kaplıyor belli ki. Haritada yönümü arıyordum, birisi gelip Almanca olarak bir şeyler söyledi. Almanca bilmiyorum dedim. Bu sefer İngilizce olarak nereye gitmek istiyorsunuz dedi. Teknik Üniversite'ye dedim. Hangi bölüme gideceksiniz dedi. Görmek istiyorum sadece dedim. O anda Türkçe'ye döndük. Türk müsünüz dedi. Evet dedim. Abla burda her yer üniversite şu yoldan ilerlersen görürsün binalarını dedi. Teşekkür edip ayrıldık.  







Meydanın boşluğuna bakar mısınız? İnsan yok resmen. 



İşte mesela şu yukardaki bina üniversitenin bir binası. Hayalimde kiremitlerden yapılmış üniversite binaları vardı, bunlar yoktu:) Darmstad sanki 1960larda inşa edilmiş ve orda kalmış gibi. Tabi bizdeki gibi "kentsel" dönüşüm yok ama bana biraz sıkıcı bir şehir gibi geldi. Çirkin daha doğrusu.  

Aşağıdaki park haritada Darmstad'ın en uç noktası olarak görülüyordu. Oraya kadar gidemeyiz oo demiştik ilk baktığımızda haritaya. Sonra bir baktık ordayız. Ne bilelim bu kadar küçük olacağını şehrin:) 


Yukardaki havuzlar gölden ayrılmış, Almanlar baya yüzüyordu. Aklıma masmavi Ege geldi. Neden bizim kıyılarımıza aşık oldukları o kadar belli ki. Türkiye'de büyüyen birisi şu suda bırakın yüzmeyi, ayağını sokmaz. Pis diye demiyorum, muhtemelen de temizdir zaten. Sadece bulanık:)





Darmstad ile ilgili en güzel şey çok çok yeşil olmasıydı. Yukardaki gibi evlerde yaşayabilirsiniz, Her yer çok güvenliymiş ve aşağı yukarı bütün evlerde de aynı standart varmış. Bisiklete binmek, koşmak, yüzmek en çok yapılan aktivitelerden gibi anladım ben. Yeşillik içinde kaybolabilirsiniz.  Muhteşemdi gerçekten de. Çirkin bir şehir olmasına rağmen yaşamak keyifli oluyor gibi algıladım ben şahsen. 

Almanya'nın tadı damağımda kaldı benim. Umarım daha uzun bir gezi yapmam da mümkün olur. Hatta ne gezisi ayol, elektrik mühendisiyim ben. Gideyim çalışayım oralarda. Dinimiz amin:)


26 Temmuz 2016 Salı

Heidelberg - Bir Masal Şehri

Merhaba;

Var mısınız bir masal şehri gezelim? Frankfurt'tan kısa bir araba yolculuğu  sonunda Heidelberg'deyiz. Tren de vardı ama biz zaten araba kiralamıştık. 

Öncelikle Frankfurt'tan otelden çıkış yaptık ve kahvaltı yapacak bir  yerler aradık. Keşke otelde kahvaltı yapsaydık dedik. Gerçekten pazar günü Frankfurt bir ölü şehirdi. O kadar zor bulduk ki  iki lokma bir şeyler yiyecek açık bir kafe. Belki şehir merkezinde gene de açık yerler olabilir bilemiyorum. Biz hızlıca halletmek istedik ve merkeze kadar gitmeyi göze alamadık. Araba park edecek yer bulacağımızdan da emin değildik. Ama anladık ki Almanya'da park yeri pek sorun değil. Zaten İstanbul gibi binlerce araba yok, nereye park edip nereye edemeyeceğin belli. Ayrıca paralı otoparklar da mevcut. 

Heidelberg bana biraz Amasya'yı anımsattı (Hiç görmediğim bir yeri nasıl anımsattı ya?) Nehir kenarına kurulmuş bir kent. Almanya'nın en romantik şehirlerinden biri olarak geçiyor. Meğer çocukluğumuzda resimlerini yaptığımız evler var ya hani iki katlı, camları tahta çerçeveli, dağa sırtını yaslamış. İşte onlar hep Heidelberg'teymiş. 


Arabayı şu yukardaki meydanın altına park ettik ve ilk gördüğümüz şey de tabi ki şu tepedeki kale oldu. Kaleye çıkmak için bir teleferik bileti alıyorsunuz. Bu teleferik bileti size kale bahçelerini gezme hakkını da veriyor. Teleferik iki kısımdan oluşuyor. ilk kısmın ücreti 7 euroydu ve burası kale girişini de içeren bölümdü. İkinci kısım ise trekking yapmak isteyenler için daha da yukarı çıkıyordu. Biz bu sefer hakkımızı kaleden yana kullandık, hepsine birden yetişemeyeceğimiz barizdi.




Teleferikten indiğiniz zaman yukarıdaki binayı görüyorsunuz. Burası istasyon binası. Birazı mizansen tabii, o değirmen çalışmıyor mesela ama binalar aynen korunmuş bütün şehirde.







Kale tabi ki çok büyük hasar almış yıllar içinde. Çok küçük bir kısmı onarılmış ve içi gezilebiliyor. Kalenin içini gezmek isterseniz rehberli turlara katılmanız lazım, saatlerini kontrol etmekte fayda var. Bu arada isterseniz teleferiğe binmeden yokuş yukarı yürüyüp bahçeleri de gezebilirsiniz, kimse bilet sormuyor. Ama iş rehberli tura gelince teleferik biletini görmek istiyorlar önce aklınızda olsun.



Kalede iki farklı mimari yapı var bu da çok ilginç. Karşıda görülen kanat Alman  gotikliğini yansıtıyor. Oysa sağ kanadı rönesanstan etkilenerek Roma tarzında inşa etmişler. Tabi farklı yöneticiler farklı zamanlarda yapmış bunları. Kalenin de ilginç bir tarihi var.  Fransızlarla sıkı bir savaş durumunda olmuşlar Orta Çağ boyunca. Dere beylerinden birisi  kızını Fransız Kralı Louis (Bu bilgiyi teyit etmedim) ile evlendirmiş. Kendi oğlu hastaymış ve oğlunun esasında çok yaşayamayacağını düşünüyormuş. bu sebeple savaşın kendi ölümünden sonra sürmemesi için kızını Katolik Fransa'ya gelin yollamış. Mezhep sıkıntısı yaşanır demiş Fransızlar, önemli değil Katolik olur demişler. Tek şartları kadının aldatılmamasıymış. Gerçekten de baba ölmüş, oğlan da ölmüş. Fransızlar bu alanda hak iddia etmişler. Ve Almanları kendi silahları ile vurmuşlar. Fransa'da kadınların yönetmeye hakkı yokmuş ancak Almanya'da varmış. Bunu kullanmışlar ve şehri istila etmişler.

Rehberimiz o zamanlar Heidelberg'ün bu kadar yeşil olmadığını söyledi. Savaşlar ve inşaatlar yüzünden hep ağaçları kesiyorlarmış zira.



Yukarıdaki Alman cephesi


Bu da Roma cephesi



Şu yukarıda gördüğünüz devasa bir şarap fıçısı. Uzun kuşatma dönemlerinde bira dayanmadığı için en çok tüketilen içecek şarapmış. Oradaki insanların boyları ile oranı siz yapın. Bu fıçıyı ne kadar  sürede bitirebilirsin ki? 




Kalenin içinde bir ecza müzesi vardı. Otlar, böcekler, ilaç gelişim tarihi.




Yemyeşil ve muhteşem bir şehir. Yalnız bütün Almanya gezisi boyunca şehirlere sinmiş bir 2. Dünya Savaşı kokusu aldım ben. Sanırım bu daha çok şehirlerin hiç değişmemesinden kaynaklanıyor. Yani gelip Heidelberg'de bir film çekebilirsiniz. Tek yapmanız gereken kostüm tasarımı olur.

Bu satırları evimin önün de yükselen vinçlere bakarak yazmak iyice sinir bozucu oluyor.



İşte şu yukarıdaki evi gözüme kestirdim. Her gün kenara 1 lira koyuyorum (Bari Euro koysam ya:)) Ölmeden alamayacağım herhalde.





O gün Almanya'nın Slovakya ile maçı vardı. Yukarısı üniversite bahçesi. Bu insanlar Alman, Slovak veya bizim gibi sadece maç izlemeye gelenler. Ne bir kavga çıktı, ne de küfür edildi. Üstelik herkes litrelerce bira içmişti. Geçen ay Fenerbahçe - Galatasaray maçını izlerken "yeteri kadar üzülmedi" diye Uğur'un kafasına Arjantin bir bardağı atmıştı Fenerbahçe taraftarları. Bir burdaki maça baktık, bir kendi yaşadıklarımıza...Almanlıktan aldığımız tadı hiçbir şeyden almadık :)) Espriyi bilmeyenler tıklasın lütfen. 
 


Gün batımı da Darmstad'tan olsun.  Artık yolculuğumuz bitiyor ne yazık ki.