8 Şubat 2017 Çarşamba

Palermo

Merhaba;

Hadi gelin şu Sicilya gezisinin son durağını da yazalım da bitsin bu gezimiz de. Belki yazın gitmek isteyenler olur aranızda.

Çeşitli sebeplerle benim için bu gezinin en tatsız durağı kesinlikle Palermo oldu. Birinci sebep kaldığımız otelle yaşadığımız sıkıntıydı. Henüz Catania'dayken Booking.com'dan  beni arayıp otelimizin o tarihlerde uygun olamayacağını bildirdiğini söylemişlerdi. Bize başka bir otel önerdiler. Otel dediğime bakmayın bed&breakfast esasında. Artık o tarihte bütçemize uygun bir otel bulamayacağımız için mecburen kabul etmiştim ama açıkçası benim zaten içime sinmemişti bu yeni yer. Palermo'da ben Excelsior Alba Room'a rezervasyon yaptırmıştım. Burayı da baya zor seçmiştim. Genelde Palermo'daki otellerin dekorasyonu aşırı oryantalist, aşırı renkli falan (Burası da az renkli değil tabii) Ama sonuç olarak bizi Abali' Gran Sultanato'ya postaladıklar ki kaldığımız iki günde burası bana resmen bastı. Sıkıntılar geçirdim. 

Taormina'dan Palermo'ya trenle gitmek istedik ama direk tren hattı yokmuş. Taormina'dan trenle Messina'ya, oradan da otobüsle Palermo'ya geçmeniz gerekiyor. Ya da Taormina'dan Catania'ya geri döneceksiniz, tekrar Palermo otobüsüne bineceksiniz. Biz tren sevdalıları birinci yolu seçtik. Trenler temiz, yolculuk da hayli kolay. Hem yolda bir şehir daha görürüz fena mı  diye düşündük ama ne yazık ki Messina'yı göremedik, tren saatimiz ile otobüs saatimiz çok yakındı birbirine. 

Palermo'ya Pazar günü öğleden sonra varmış bulunduk. Tren istasyonundan otele olan mesafemiz kısa gözüktüğü için gözümzüe hadi yürüyelim dedik. Aman Tanrım demez olaydık. Palermo'nun ana caddesi üzerindeyiz ve incin top oynuyor. Resmen insan yok. Şaşknlıktan ölüyoruz, burası ne biçim şehir yahu en varoşuna biz mi geldik diyoruz. Otelimizi bulmakta çok zorlanmadık ama otele girmekte çok zorlandık. Büyük bir apartmanın bir katına yayılmıştı otel. Ana kapıyı çalıyoruz çalıyoruz açmıyorlar. Telefon ediyoruz onu da açmıyorlar. En sonunda alt kattaki başka bir B&B'nin zilini çalıp en azından yukarı çıkmayı başardık. Yukarda başka bir telefon numarası bulduk, en sonunda gelip açtılar kapıyı. Siesta saati ve Pazar gününün azizliğine uğradık. Ama turistlere whatsapptan mesaj atmış olmaları da takdire şayandı gerçekten. 

Bu aksiliklerden sonra biraz dinlenelim öyle çıkalım dedik ve saat 16:00 gibi dışarı çıktığımızda cıvıl cıvıl bir şehirle karşılaştık. Şu Akdeniz'lilerin Siesta'ya sıkı sıkı bağlı olmasına gerçekten hastayım:)

İlk göreceğiniz yer kaçınılmaz olarak şehir katedrali oluyor. 1185 yılında temelleri atılan katedrale 19. yüzyıla kadar eklemeler yapılıyor ve karınıza gerçekten büyük ve etkileyici bir yapı çıkıyor. Tabii daha önce İtalya'nın başka pek çok kilise ve katedrallerinden de etkilenmediyseniz. Bu arada ufak bir not gireyim şuraya. Beni daha çok coğrafi güzellikler etkiliyor. Mimari bir güzellik bir süre sonra haa evet güzel işte noktasına getiriyor beni ama coğrafi güzellikler tam tersi oluyor. O yüzden bina, mimari, şehir güzellemeleri yapamıyorum ben pek. Şehirlerde gezmeyi, kaybolmayı seviyorum, şehri yaşamayı seviyorum. 






















Burası çıplak heykellerinden dolayı Utanç Meydanı olarak adlandırılıyormuş. Heykeller öylesine güzel, koca meydanın durumu öylesine absürd ki çok hoşuma gitti. Pazar günü etrafı kapalıydı ama aşağıdaki bir fotoğrafta göreceksiniz, ertesi gün açılmıştı. 

Güzel bir fotoğrafını çekmeyi başaramamıştım ne yazık ki ama Palermo'nun en ünlü meydanı Quattro Canti Meydanı. Bu meydanın dört köşesinde birer mevsimi temsil eden çeşme buunuyor. 

Sicilyalılar Gariboldi ile çok gurur duyuyorlar. Zaten Palermo'da evi var kendisinin, evinin önünde de ufak bi park. Ufak dediğimde sakın kendi sokak aramızdaki parklar gibi düşünmeyin ama Avrupa standartlarından daha küçüktü diyelim. Parkta aşağıdaki fotoğraflarda gördüğünüz tuhaf ağaçlardan vardı. Bu ağaçların adı Ficus imiş. Bu ağaçlar benim anladığım kadarıyla bildiğimizin tersine de büyüyorlar. Yani üst dallardan sakan kollar aşağıya doğru uzuyor ve yerle birleşiyor. Parktaki en yaşlı ağaç 150 yaşındaydı. 







Parktan deniz kıyısına doğru biraz yürüdük ancak şaşırtıcı bir şekilde Palermo'nun denizle ilgisinin çok kopuk olduğunu gördük. Deniz kıysında ne yazık ki yürünecek güzel bir alan bulamadık ve şehrin içine doğru geri döndük. 


Sırtını dağa dayayan şehirleri hep sevmişimdir esasında. Ama Palermo bana iç sıkıntısı verdi çoğu zaman. 

Gece hayatı ise akşam 22:00'ye kadar falan hareketli, sonrasında ise insanlar bir anda gene ortadan kayboluyorlar. Biz Palermo'da iki gece geçirdik, birinci gecemizde yemek yemek için baya bir yer aradık. Ya yer yoktu, ya kapalılardı, ya da bizim için biraz pahalıydı. Sonunda sokak arasında bir pizzacıda karar kıldık ama o kadar çok yürümüştük ki zaten artık ne verseler yiyecek durumdaydık. 

Verdi Meydanı'nda aşağıdaki Opera Binası'nı görebilirsiniz. Verdi Meydanı ayrıca akşamları insanların toplandığı ana merkezlerden birisi. Etrafında pek çok restaurant ve bar var. Paralelindeki caddelerde ise daha "fancy" barlar bulabilirsiniz. Biz birinci gecemizde bunlardan birinde oturup Apperol içtik. Uğur bira içmişti sanırım.  Ama Sicilya'da Apperol içmeyeni dövüyorlar, içmeden gelmeyin bence.Bilmeyenler için Apperol narenciyeli bir likör. Sert bir tadı var. Kokteyl halinde tüketiliyor. İlk içtiğimde bu ne dedim ama sonradan baya hoşuma gitti benim. 

İkinci gecemiz biraz tatsız geçti. Zaten Cefalu'daki çılgın fırtınadan yorgun düşmüştük ama Palermo'da da çok yağmur yağdı gece. O yüzden akşam yemeğinden sonra  Prosecco ve biralarımızla otelimize döndük. Farkındasınızdır, Uğur biraz tutucu gene birayı o içti:)








Teatro Massimo' da etkileyici bir bina diyebiliriz kendi çapında. 





Palermo bence bu gezinin en zayıf halkası oldu. Esasında çok yıpranmış, çok yaşanmışlıkları olan bir şehir. Ama o kadar karanlık ve depresifti ki, Üstelik ne yazık ki biraz pis bir şehirdi, öyle ki ilk defa bir şehirde sokakta ölü fare gördüm.  Bazı sokaklarına girmeye cesaret edemedik, baazılarına da sadece gündüz girdik. Örneğin meşhur Taverno Azzuro biz gittiğimizde kapalıydı, pazartesi akşamı gideriz dedik ama cesaret edip o sokağa giremedik mesela. 

Sonuç olarak tekrar Catania'ya döndük. Palermo - Catania arasında biz trenle yolculuk etmeyi tercih ettik. İyi ki de böyle yapmışız diyorum. Tren uzun bir süre deniz kıyısndan gidiyor, daha sonra ise adanın içlerine doğru ilerliyor. Ada biraz bozkır mahiyetinde. Gene de güzel bir seyir imkanı sağladı bize tren yolculuğu bence. 

Sicilya ile ilgili en çok okuyacağınız şey ne kadar güvensiz olduğu. Ve bu konuda haksız değiller ama şöyle de bir durum var. Özellikle İstanbul'da yaşayanlar olarak zaten bu duruma alışkınsınız. Gece Tarlabaşı'na girmemek gibi bence durum biraz. Kendinize dikkat etmeniz gerekiyor. Ama gene de başınıza bir şey gelebilir. 

Biz araba kiralamadık, sırf park yeri ve hırsızlık olayları yüzünden. Kiralasak belki Siracusa'ya falan da gidecek zamanımız olurdu ama bu seferlik toplu taşımayı tercih ettik. Otobüs ve trenler bence başarılıydı zaten. Malta ile kıyaslandığında çok gelişmiş bir ağları olduğunu söyleyebilirim. 

Yemekler ve şaraplar ne yazık ki İtalya ortalamasının altında (Hadi Roma diyeyim, sadece Roma'yı gördüm zira) Taormina'da yediğimiz Bruscettalar güzeldi, şaraplarından ise aklımızda kalan bir şey olmadı. Birra Moretti isimli "dedenizin birası" fena değildi. Ben birayı tercih ettim açıkçası pek çok zaman. 

Catania ve Palermo Taormina'ya göre daha hesaplı şehirler. Taormina'da 12 euro olan Apperol Palermo'da 6 euro mesela. Ancak Taormina gerçekten çok güzeldi. Yani biraz fazla para harcansa da bir günde geçilecek bir yer değil bence. 3 gün ayırdığımıza memnunum. Daha fazla bile kalınabilir. 

İnsanlar kaba değiller, ama İngilizce bilmedikleri için kaba olduklarını düşünebilirsiniz. Oysa gerçekten yardımcı olmaya çalışanlar var. Gerçekten kaba olanlar da var bu arada. Mesela Catania'daki otel görevlimiz çok suratsız bir adamdı.  

Sicilya gördüğümüz için pişman olmadığımız bir destinasyondu ama iyiki de görmüşüz demedik. Acaba Sardunya'ya gitsek daha mı iyi olurdu demedim değil. Kim bilir belki seneye artık. Var mı daha iyi tavsiyeleriniz?

5 Aralık 2016 Pazartesi

Cefalu

Merhaba;

Taormina'dan Palermo'ya gitmiştik hatırlarsanız. Esasında kronolojik olarak belki de önce Palermo yazısını yazmalıydım bilemedim:) Ama içimden önce bunu yazmak geldi. 

Cefalu'ya Palermo'dan trenle kısa bir seyahatle ulaşabilirsiniz. Ben buraya bir tam gün ayırmıştım ve hedefim de tüm gün denize girmekti. Ama heyhat, öyle rüzgarlı bir gündü ki zaten suya girenleri de hemen cankurtaran çıkarıyordu. Ama pırıl bir günde gelirseniz şöyle geniş kumsalda sere serpe yayılabilirsiniz diye düşünüyorum. Bu arada bir kaç kişiden daha çok rüzgarlı olduğunu okudum, belki de çoğunlukla rüzgar alan bir yerdir. 





Denize girmek mümkün olmayınca kendimizi sokak aralarına vurduk mecburen. Daracık sokaklarıyla klasik bir İtalyan şehri ile karşı karşıyayız. Çeşitli dükkanlarda pek güzel tasarım ürünleri bulabilirsiniz. 



Burası şehrin ortasındaki hamammış. Tabi ki sadece erkekler kullanabiliyormuş o zamanlar. 



Burası eski liman olarak geçiyor. Esasında dalgalardan biraz daha korunaklı durumdaydı ama biz gene de suya girmeye cesaret edemedik.




Tabi ki bir katedral var. Pek çok kısmında tamirat vardı. 




Öğlen acıktığımızda sokak aralarında bir pastanede mola verdik. Karşımıza çıktı, hadi deneyelim dedik. Pizza ve makarna yedik, bence hiç de fena değildi. Üstelik hesaplı bir alternatifti. Avrupa'da en sevdiğim şey ise, en sıradan yerde bile bira, şarap içebilmeniz. Japonya'da yaşayan İtalyan bir adamla Türkiye'nin durumunu tartışmamız ise son derece enteresandı bence.)




Bakmayın omuzlarımda havlu olduğuna. Islandığımdan falan değil, resmen üşüdüğümden artık. İşin en gıcık tafarı ise şu oldu: Ne yazık ki dönüş treni belli bir saatteydi. Yanlış hatırlamıyorsam 5 gibiydi.  Denize girmeyince Cefalu gerçekten çok küçük bir şehi. İki tane denize paralel sokaktan oluşuyr ve yapabileceğiniz pek bir şey kalmıyor. Tren saatini beklemek zorunda kalıyorsunuz. Biz artık deniz kenarında daha fazla üşümeye tahammül edemediğimiz için istasyona çıkıp son bir saatimizi kitap okuyarak geçirdik. 

Eğer denize girebilirseniz Cefalu'da bir kaç gün bile geçer, bence keyifli bir şehirdi. Ama deniz yoksa günübirlik bir gezi yapabilirsiniz. 

Son durağımız Palermo ki kendisi uzun vir yazıyı hakediyor bence:)  

22 Kasım 2016 Salı

Taormina

Güzel bir şehirde zaman geçirelim mi? Taormina Sicilya gezimizin en güzel şehriydi sanırım. Bizim buradaki hedefimiz denize girmekti, o yüzden de 4 gün ayırdık. 

Catania'dan Taormina'ya otobüsle gittik. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Taormina kuş yuvası gibi denizden hayli yukarıya kurulmuş bir şehir. ve açıkçası otobüs yokuş yukarı tırmanırken insanda bir Allahım sana geliyorum hissiyatı oluşturuyor. 

Biz Studio Von Gloeden'de kaldık. Tertemiz ve yepyeni bir B&B'dı. Ev sahibimiz de çok ilgili bir İtalyan'dı. Bizi otobüs terminalinden aldı, eve bıraktı. Bırakmasa biraz zorlanırdık belki de. 

Her şeyden önce Taormina'nın gerçekten pahalı olduğunu belirteyim. Normalde 30 euro civarında olan akşam yemekleri burda 45 euro civarında tuttu. Örneğin Palermo'da 6 euro olan kokteyller burada 12 euroydu. Ve plajları da gerçekten çok pahalıydı. Kişi başı 10 euro ve bu ücrete hiçbir şey dahil değil. O yüzden burdaki günlerinizi planlarken maddiyatı iki kere düşünerek işe başlayın. Zaten kalacak yer ararken de bunu fark edeceksiniz. 

Taormina esasında Porta Messina ve Porta Catania kapıları arasında yer alıyor diyebilirim. Bu kapılar arasında daracık sokakları, bir hayli şık restaurant ve otelleri var. Bütün Sicilya'da seramiğe ilgi var ama en güzel örnekleri Taormina'da var sanırım. Çok güzel tasarım dükkanlar var mesela ama her şey ateş pahası. 

Tabi ki her Avrupa şehri gibi bir Duomo var. Çeşmeler var, daracık sokaklar var. Bu sokaklarda gezebilir, kaybolabilirsiniz. Hatta ana caddenin bir paralelindeki sokaklarda çok güzel pizzacılar da bulabilirsiniz. Bizim yemek yediğimiz yerlerden birisini size önermek isterim. Pizzeria Gambero Rosso. Şimdi Sicilyalılar sıcak kanlı insanlar ama sanırım dil bilmediklerinden biraz çekingenler. Öte taraftan restaurantlarda bu sıcakkanlılığı  pek göremiyorsunuz. Çalışanlar genelde fazla snob. Yediyseniz kalkın gibiler. Ama Pizzeria Gambero Rosso bunun tam tersiydi. Çalışanlar çok sıcaktı, biz bir süre masa beklemek durumunda kaldık, bize bira ikram ettiler. Ki bunu Yunanistan'da gördüysek de İtalya'da hiç görmemiştik. Yemekler de gerçekten çok lezzetliydi. Kesinlikle tavsiye ederim. 

Bir de size en güzel cannoli Taormina'da demiştim hatırladınız mı? İste o cannoliyi de 

La Pignolata Guinness'de yedik. Her gün yedik hatta ne yalan söyleyelim:) Bence siz de öyle yapın.  Bir de ben filmi izlemedim ama GodFather'da "leave the gun, take the cannoli" denilen bir sahne varmış. Youtuba'dan izleyebilirsiniz. Yani bu cannoli o  denli önemli bir şey Sicilyalılar için:)









Şehrin ne kadar yukarda olduğunu görebiliyorsunuz sanırım. Denize inmek için üç yolunuz var. Otobüs, teleferik veya tabanvay. Bizim evimizin önünden otobüs geçiyordu, biz otobüsü tercih ettik o yüzden. 











Gelelim en güzel kısmına. Yani denize. Esasında Taormina'da birkaç tane plaj var. Biz ilk gün Isola Bella'ya gittik. O kadar çok beğendik ki sonra her gün oraya gittik. Denizi tertemizdi ve dev balıklarla beraber yüzebiliyordunuz. Isola Bella aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz ada esasında. Bu ada bir doğal hayatı koruma alanı gibi. Biletle içeriye giriliyor. Biz denize girmekle uğraştığımız için adaya girmedik açıkçası. Mesaimiz çok yoğundu ne de olsa:)

Isola Bella'da eğer plajlardaki tesislerden yararlanmak istiyorsanız kişi başı 10 euro. Ve dediğim gibi bu ücrete bir su bile dahil değil. Biz 3 gün plaja indik. O yüzden ne mi yaptık? Isola Bella'ya iniş için bir merdiven var. O merdivende deniz ayakkabısı (burda lazım), plaj elbisesi ve plaj şemsiyeleri satan insanlar var. İşte onlardan birinden 10 euroya şemsiye kaptık ve kendimize attık kızgın taşların üzerine. Bence şezlonglardan çok daha keyifliydi zira şezlonglar biraz bizim Bodrum Gümbet gibiydi üst üste. Bizse gayet rahattık. Şemsiyemizi alıp eve bile getirdik inanmazsınız. Uğur buna uçağa alamazsın bırakalım dedi. Dedim ki alamazsam hava alanında bırakırım. Alırsam eve getiririm:) Tabi ki aldım hiç sorun çıkmadı. 




Biz ne yazık ki antik tiyatroyu göremedik. 16.30 gibi kapanıyordu ve asla plajdan ayrılıp oraya gitmek gelmedi içimizden. Ama fotoğraflardan çok çok güzel görünüyor. Siz bizim gibi yapmayın, gidin bence. Bu arada bir gecede Eros Ramazotti konseri vardı tiyatroda. İşte onu dinlemek isterdim ama bilmiyordum ne yazık ki. 

Taormina'dan yolumuz Palermo'ya doğru gidiyor. Yalnız şöyle bir sorunumuz var. Ya Catania'ya dönüp ordan otobüse binecektik, ya da Taormina'dan trenle Messina'ya trenle gidip Messina'dan otobüse binecektik. Ben tren sevdiğim için biz önce trene sonra otobüse binmeyi tercih ettik. Tren Giardino Naxos'tan kalkıyor ve burası da deniz kenarı. Neyse ki evimizden geçen otobüs tren istasyonuna kadar geliyordu. Üstelik otobüs şoförümüz çok tatlı bir adamdı, günlerdir onunla inip çıktığımız için bizden para almadı. Önce galiba pazar günleri ücretsiz diye düşündük ama sonra fark ettik ki bazı insanlardan alıyor, bazılarından almıyor. Almadıkları ile sohbet ediyor. Tabii ben de kendisiyle baya sohbet ettim. Ne demiştim: Konuşuyorum ama anlayamıyorum:)