18 Eylül 2008 Perşembe

Bozcaada-Devam





Gecikmiş Bir Tatil Yazısı: Bozcaada İzlenimleri







Bir aylık bir gecikmeye rağmen tatil yazımı yayınlayabiliyorum hele şükür ki. Bu süreçte öncelile fotoğraf makinam bende olmadığı için, sonra yeni bir tatile gittiğim için, sonra işe konsantre olamadığım için, sonra gene makinam bende olmadığı için falan gibi sebeplerle bir türlü elim varıpta iki satır yazı yazamadım.

Bozcaada'ya 16 Ağustos'ta yola çıktık. Sabaha karşı saat 4 falandı sanıyorum. İstanbul'dan üç kişi yola çıkmıştık. Tekirdağ, Gelibolu, Eceabat, Çanakkale, Geyikli ve Bozcaada rotasını izledik. Bir de Çanakkale'de bize çok sevdiğim arkadaşımız Merve katıldı, ki Merve ile eski yurt günleri gibi oldu aynı odada falan kalınca. Çok özlüyoruz birbirimizi. Neyse. Biz saat 11 gibi Geyikli'deydik ve saat 13.00'daki feribota binmek gibi bir amacımız vardı. İskele o kadar kalabalıktı ki 11'e binemeyeceğimiz çok aşikardı. Ama ne yazık ki biz 13 feribotuna da binemedik, ki bu da bizim Geyikli'de tam 4 saat oturmamıza sebep oldu. Yemek yiyip okey oynadık, ki düşünün ne kadar sıkılmışım, okey oynamaktan nefret ederim oysa ki. Saat 4 gibi adaya ulaştık. Yer ayırtmamıştık, orda buluruz mantığıyla gittik, neyseki fazla aramamıza gerek kalmadan dördümüzünde rahat rahat kalabileceği apart tarzı bir pansiyon bulduk.  Biz gerçekten çok memnun kaldık, hele ki muhteşem manzaralı terasında kahvaltı etmeye doyamadık. Ne yazık ki benim adadaki ilk günlerim çeşitli sağlık sorunlarım nedeniyle çok keyifsiz geçti. Hatta birgün sahile bile gidemedim, güneş sanki beynime beynime işliyordu. Uğur o gün bana eşlik etti, sayfada gördüğünüz fotoğrafların bir kısmı çekildi. 

Ada ile ilgili birkaç temel tespit yapayım isterseniz:

Birincisi ne yazık ki adanın genel olarak pahalı olması. Kalacak yerler pahalı, yemekler çok pahalı ve işin kötüsü biz mi iyisini bulamadık bilmiyorum ama hem dünya kadar para veriyorsunuz hem de yemekler başarısız. Gerçekten de 4 gün yemek yüzünden biraz acı verici geçti bizim için.Köfte ekmek yapan yaşlı bir çift vardı, onlardan köfte yedik birkaç öğün. Biraz yağlı olmakla beraber gene de güzeldi denilebilir. 

İkincisi: Adanın insanı gerçekten de anlatıldığı gibi çok sıcak kanlı. Size sanki misafirleri gibi davranıyorlar. 

Üçüncüsü: Şarapları çok başarılı. Başlıbaşına üç marka vardı: Çamlıbağ, Talay ve Ataol. Herbirinin en az bir çeşit şarabını beğenirsiniz. Her birinden tadın ve ondan sonra satın alın. Yalnız Çamlıbağ'ın üzerinde özellikle durmak istiyorum. Çalışanları, ki aile olduklarını tahmin ediyorum, çok kibar ve bilgililerdi. Bize çeşit çeşit şarap ikram ettiler, gün batımında yememiz için peynir verdiler. En son adadan ayrıldığımız gün yaptığımız çılgın şarap alışverişinden sonra da bir kasa üzüm verdiler, ki bu üzümler bizim sonraki dört günde neredeyse temel besin kaynağımız oldu. Ve inanılmaz bir detay vereyim size, dört gün boyunca hiç dolaba girmediler, hatta sıcak odada tuttuk, arabada kaldılar ama değil sirkeleşme kıvamına geçme, üzümlerin kabukları bile buruşmadı. Ben biraz maddi sıkıntı yaşadım, Mistel (üzüm likörü) alamadım ama internetten sipariş veriliyormuş, ilk fırsatta vereceğim.

Dördüncüsü: Ada'nın kalesini kim restore etmiş bilmiyorum ama o kadar göze batıyor, o kadar çirkin ki dedim bu ülkede bir sürü mimar  var ama şu işleri bir türlü bilen insanlara yaptıramıyoruz. 

Bozcaada'da plajlar yürüme mesafesinde değiller. Biz sadece Ayazma'da denize girebildik, kum olduğu için beni üzdü tabii. Ben çakıllı deniz severim. Ama kumsal sevenler için eminim muhteşem bir tercih olmuştur. Bir de Mitos'un plajında sabahlamaya kalktık ama çadırımız ne yazık ki jandarma bizi bulana kadar ayakta kalabildi, sonra jandarmanın hadi çocuklar toplayın gidin uyarısıyla toplanıp dönmek zorunda kaldık. Aman diyeyim internette okuduklarınızın gazına gelip sabahlarız biz demeyin. Bize denk gelen jandarmalar çok kibardı,biz de kimlikliydik neyse ki ama düşünsenize yanınızda kimliğiniz olmasa geceyi nezarette de tamamlayabilirsiniz.

Ben çok övülen domates reçelini tatmadım bile. Prensip olarak üzerine şeker basılmak suretiyle reçele döndürülen sebzelere karşıyım. Örnek: gül, karpuz kabuğu, patlıcan. Ama karadut reçeli, incir reçeli yedim onlar çok güzeldi. 
Günlerimiz genelde sahilde, gecelerimizse limanda geçti, ay tutulmasına karşı, dolunaya karşı şaraplar içtik, şarkılar söyledik.  Eğlenceli bir gruptuk, güzel bir tatildi, bazen sıkıldık, gerildik, bazense çok eğlendik. 

Adadan ayrıldıktan sonra ise Ayvalık'a gittik ve sanırım orasıyla ilgili hepimizin ortak yorumu şu olacak: i don't want to talk about it. Kısabir özet geçeyim gene de,  Ayvalık'ta kalacak yer bulmak gerçekten sorun, Cunda Adası aklını kaçırmış, oda-kahvaltı 90 lira falan diyorlar kişibaşı. Bir de yeriniz var mı dediğinizde uzun uzun rezervasyon defterlerine bakıp sonra vardiyorlar, iyi de defteri görüyorum yani bomboş. Tabi ki yeriniz olacak. Sanırım kimse parasını sokakta bulmuyor. Uğur'la bir gece gidip bişeyler içelim dedik iki biraya 22 lira  verdik. Yemekler çok kötü, Ayvalık'ın içi kendini hiç yenilememiş, oteller 70'lerden kalmış, Ayvalık tostu diye yediğiniz tostun içindeki malzemelerin kalitesizliği midemizde duyduğumuz acılarla kanıtlandı, bütün Ayvalık'ı dolaşıyorsunuz ama gazete bulamıyorsunuz, Sarımsaklı plajı o kadar kalabalıktı ki denize girmek mümkün bile değildi, çarşıda trafik oluyor, denizi leş gibi kokuyor, bir de çok meşhur sakızlı lorlu kurabiyeleri var ya, yanına bile yanaşmayın, hayatımda yediğim en kötü kurabiyeydi, kim onu bu derece meşhur yaptı bilmiyorum. Eğer canınız lorlu kurabiye isterse google'a tarifini sorun, çıkan bir tabe tarif var zaten onu pişirin. Çok lezzetli oluyor. Gerçekten de Ayvalık bizim için tam bir hayal kırıklığıydı, yer bulmakta o kadar zorlandık ki ordan çıkıp Çeşme'ye gitmeyi de gözümüz yemedi, gerçi bana kalsa giderdim de bizimkiler cesaret edemedi. Sanıyorum ki bir daha hayatım boyunca tatil için adımımı atmam Ayvalık'a. Oysa belli ki eskiden çok çok güzel bir tatil kasabasıymış, şimdi İstanbul'un küçük bir modeli. Daha fazla kötülemeyeyim isterseniz, Ayvalık hayranı birisi saldırmasın:)

Bozcaada ilk başlarda hastalığımında etkisi ile çok başarısız bir profil çizmişti gözümde ama iki gün içinde çok sevdiğimi, bir daha gitmek isteyeceğimi anladım, bir hafta kalamam belki ama 3-4 günlük kısa tatiller için iyi bir kaçış noktası gibi gözüküyor.
Artık çok geç oldu, gözlerim kapanıyor, kafam karışıyor. İy gecele herkese.